0 850 532 64 38 - 444 5 438     info@gedik.edu.tr     GEBİS     ADAY ÖĞRENCİ

Pazarlama

Üretim odaklı ekonomilerde 1970’li yıllara kadar etkili olan kalkınma politikaları, bölgesel sorunları bir kaynak dağılımı problemi olarak görmekte ve serbest piyasa koşulları sağlandığında bu sorunların kendiliğinden yok olacağını savunmaktaydı. Bu politikalar üretim faktörlerinin sayısal değerlerini dikkate alarak kalkınmada önemli bir işlevi olan faktör kalitesinin önemini, katma değerini ve teknolojik gelişmeleri göz ardı etmektedir. Ancak bu yaklaşım, bilgi iletişim teknolojilerinin ve ağlarının gelişmesiyle yerini karşılıklı bağımlılıklar üzerine kurulu sürdürülebilir kalkınma odaklı farklı pazarlara hassas inovasyon kültürüne bırakmaktadır. Bu süreç odağın, üretimden pazarlamaya kaymasına da neden olmuştur. Artık bilgi de sadece okullarda değil, aynı zamanda sahada üretilmekte ve paylaşılmaktadır.

Yirminci yüzyılın sonunda meydana gelen değişimler ve pazar odaklı lokal yaklaşımlar karşısında oluşturulan yeni bölgesel kalkınma modellerinin dinamiklerini çevresellik, yenilik sistemleri, yazılı olmayan bilgi, örgütsel öğrenme ve öğrenen organizasyon, araştırma-geliştirme, kültür kuramı ve yönetişim oluşturmaktadır. Bu bağlamda yeni kalkınma politikaları, ulusal yenilik sistemlerinin oluşturulmasına ve uygulamasına büyük önem atfetmekte ve yenilik sürecinde tek bir aktörden (devlet, özel sektör vb.) çok birçok aktörün ve tüm paydaşların karşılıklı ilişkisinin etkileşimine vurgu yapmaktadır. Hizmet ve müşteri odaklı yaklaşımlar gibi unsurların girişimci ve yaratıcı düşünceyi bir yönetim kavramı olarak öne çıkarmasından dolayı, firmalar yeni fikirler üretebilecek, buluşlar yapabilecek ve bu fikirleri yararlı ürünlere dönüştürebilecek olan yaratıcı iş ortamını oluşturmayı bir zorunluluk olarak görmektedirler.

Çağımızda kurumlar, rekabet avantajı sağlayabilmek için, sistematik bir şekilde hem global hem de lokal yeni yöntem ve yaklaşımlar geliştirmeye çalışmaktadır. Kullanılan inovatif yöntemlerin başında Ür-Ge, ürün, hizmet ve süreçlerin yenilenmesi gelmektedir. Bilgi toplumu ile beraber paradigmaları değiştiren örgütsel iletişim ve sosyal ağlar, yeniçağdaki yönetim yaklaşımlarında da kritik bir rol oynamaktadır. Bilgi ve yenilikçilik günümüzde başta küçük firmalar olmak üzere tüm işletmeler için önemli bir üretim girdisi konumundadır. Bilgiyi gereksiz bir harcama kalemi olarak gören küçük işletme yöneticileri temel yeteneklerinde de başarısızlığa düşmektedir. Ancak bugün pek çok işletme bilgiye, özellikle müşteri bilgisine yatırım yapmaktadır, bu sayede işletme içinde bilgi iletişim ortamı zenginleşmektedir.

Küçük işletmelerin dahi yeni pazarlara açılmaları, bilgi konusunda kurum ve çalışanlarında bir altyapı kurmalarına bağlıdır. Bu sayede girişimciler ve işletme kurucuları çalışanların da bilgilerinden faydalanabilir hale gelmektedir. Özellikle küçük işletmelerde yönetim becerilerinin gelişmesi ile girişimcilerin çalışanlarıyla iletişiminin artması, işletmede yeni fikirlerin doğmasına neden olan bir iklimin oluşmasında da önemli bir etkiye sahiptir. Ancak olaylara farklı açılardan bakabilmek ve yeni bilgi üretmek, bireyler kendi algı süreçlerini yeniden şekillendirmeden pek mümkün değildir, çünkü dışarıdan gelen iletiler birey tarafından oluşturulmuş aktarım kanallarından geçerek ve önceden sahip olan kalıplarla karşılaştırılarak algılanır. Yeni bir düşünceyi algılayabilmek için, önce onu zihnimizde tasarlamamız, sonra kurmamız ve canlandırmamız gerekir. Bu yaklaşım, sadece bilgi işlemeye değil, aynı zamanda yaratıcılığın geliştirilmesine ihtiyaç duyar. Bu nedenlerle çalışanların yaratıcılığını ve girişimciliği geliştirme süreci, lisansüstü seviyesinde çalışılması gereken bir konudur. Son 20 senede girişimcilik, çalışanların örgüt içindeki yenileşim faaliyetlerine zihinsel olarak katılması olarak tanımlanmaktadır. İç girişimciler, kuruma yönelik bir girişimcilik eğilimi olan, yaratıcılıkları ile geliştirdikleri yeni fikir ve yöntemleri işletmenin performansını artıracak şekilde eyleme dönüştürebilen çalışanlardır. Çalışan yaratıcılığı, kalıpların dışında düşünme, farklı fikirler üretme ve problem çözme becerisi olarak tanımlanmaktadır. Günümüzün profesyonel yöneticileri de, öncülük, yenilikçilik, yaratıcılık ve girişimcilik gibi niteliklerle betimlenmektedir.

Türkiye, “gelişmekte olan ülke” sıfatıyla “gelişmiş ülkeler” kategorisine doğru yol alırken,  üniversitelerin kendilerine ait temel fonksiyonları yerine getirmeleri ya da getirememeleri, Türkiye’nin performansını da yakından etkileyebilecek bir faktördür. Bu noktada, üniversitelerin esas olarak “bilgi üretim platformları” olduğunun altı çizilmelidir. Sektörlerde iş hayatlarını sürdürmekte olan profesyonel yöneticiler, strateji ve politikaları belirleyen karar vericiler akademik düzeydeki bilgi üretim platformlarının tamamlayıcısı konumundadırlar. Hem akademik çalışmaların hem de sektörlerdeki profesyonellerin ortak amacı daha verimli ve yüksek rekabet gücüne sahip kurumların ortaya çıkartılabilmesidir. Bu ortak amaç doğrultusunda özgün araştırmalar yapmak, iş dünyasındaki problemleri, piyasaları inceleyerek olayları / olguları geniş ve derin bir bakış açısıyla irdeleyip yeni sentezlere ulaşmak, yeni çözüm önerileri geliştirmek, üniversitelerin “yeni bilgi üretim platformu” olabilmesinin göstergelerinden biridir.

İstanbul Gedik Üniversitesi’nin kurulu olduğu İstanbul ili Türkiye’nin en büyük sanayi ve ticaret şehridir. Gerek İstanbul’un ve gerekse içinde bulunduğu Marmara Bölgesi ve özellikle Kocaeli, Sakarya ve Gebze gibi önde gelen şehirlerdeki sanayi, ticaret, kültürel ve sosyal potansiyelinin büyüklüğü ve aynı zamanda nüfus yoğunluğu “yeni bilginin, müşteri profillerinin ve pazar analizlerinin bilimsel olarak üretildiği, satış ve dağıtım stratejilerinin bu bilgiler ışığında planlandığı platformların” varlığına olan ihtiyacı da gündeme getirmektedir.

Bunların yanısıra, lisansüstü programlarının yüksek kapasiteli uzmanlar ve profesyonel yöneticiler yetiştirme platformları olarak fonksiyon gördüğü bilinmektedir. Tüm dünyada kurumların ve işletmelerin gelişim süreci incelendiğinde başlangıç noktasında liderlik ve girişimcilik vasıfları yüksek, vizyoner yöneticilerin adeta lokomotif görevi gördüğü anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, bilimsel bilginin, yeni yöntemlerin, yeni yaklaşımların akademisyenler ve yöneticiler ya da yönetici adayları tarafından karşılıklı olarak tartışıldığı, pazar ve piyasaların analiz edildiği, hem teorik hem de pratik düzeyde incelendiği, alıcılar ve satıcılar ile olgular ve olaylar arasındaki ilişkilerin tespit edildiği Pazarlama Yüksek Lisans programı kritik bir fonksiyona sahiptir. Bu çerçevede, İstanbul Gedik Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü bünyesinde açılacak olan Pazarlama Yüksek Lisans Programının motivasyonlarını aşağıdaki gibi ifade etmek mümkündür;

a-İstanbul’un dünyanın önemli ve popüler metropollerinden biri olması nedeniyle farklı müşteri ihtiyaçlarını karşılamak durumunda kalan nitelikli personele olan ihtiyaç

b-İstanbul’un çok sayıda şirkete ev sahipliği yapması ve bu şirketlerde görev yapan beyaz yakalılara ve satış sorumlularına hitap edebilme ihtiyacı

c-Üniversitenin bulunduğu lokasyon itibariyle iş ve alışveriş merkezlerine yakın olması ve söz konusu iş merkezlerinden gelen talep

d-Üniversitenin organik bağının bulunduğu Türkiye’deki ticaret ve yatırım şirketlerindeki uzman, alt ve orta düzey yöneticilerden gelen talep

e-Üniversitenin organik bağının olduğu sanayi işletmelerinin yoğunlukla uluslararası ticaret yapmaları ve dünyanın çeşitli bölgelerinde işbirliği yaptığı bölgesel ya da küresel şirketlerden/iş ortaklarından pazar arayışı ve geliştirme ile ilgili talep gelmesi

f- Pazarlama Yüksek Lisans programından alınacak mezuniyet derecesinin mezunlarımıza hem küresel hem de yerel ölçekte çeşitli olanaklar sunabilmesi